Şu ana kadar 2-3 kere dile getirdiğim sevmediğim bir özelliğim var: İnsanları sevmiyorum.
Bu kadar basit, iki kelimeden oluşan bir cümleyi insanlar kendilerine söylendiğinde neden anlamıyor peki? Neden suratlarında insanları sevmeyen bir insanın var olamayacağına dair sarsılmaz bir güven ifadesi oluyor? Bence üç nedeni var.
Birincisi -ki en vahimidir- "insanları sevmeyen bir insan daha doğru insanlarla karşılaşmamış demektir, benim çevremdekilerle tanışsa, benim sevdiğim insanları tanısa böyle düşünmez" diye düşünülüyor olabilir.
İkincisi cümlenin kendisi yanlış anlaşılıyor olabilir. İnsanları sevmiyorum yerine "insanlığı sevmiyorum" gibi bir şey anlaşılıyor olabilir. Oysa insanları sevmemek aslında insanlık idealinin ayak altına alınışı üzerine umutsuz bir tepkidir.
Üçüncüsü şu an aklıma gelmiyor.
Tuesday, 30 June 2009
Sunday, 28 June 2009
Friday, 26 June 2009
Wednesday, 24 June 2009
Tuesday, 19 May 2009
demlenme

bu çayı kim demliyor?
o ayrı bir konu.
yoksa metaforun oyunlu aldatmacası mı demleyen.
neyse; ondan daha önemli olan mesele şu...
demlikten akan şey herne ise, biz kendimiz, o akan ile içilen arasında, demliğe takılı bir süzgeçiz. hayatın demlendiği demlik de, demi süzen süzgeç de biz. fakat, içen bir değil, çok. biz, siz, onlar...
kişinin hayatı, bir çay partisi, kırk yıl hatır yazıcı, "paylaştıkça artan tad"...
ya da yalnız hayatlar yaşamak zaten imkansız.
belki yalnız yaşananlar zaten hayat değil.
zaten kim şahit olabilir ki yalnızlığınızda yaşadıklarınıza...
işin doğasına aykırı.
ötesi ne?
aklımda hep bir kısım kadınlara ait yüzler canlanıyor.
bileklerime kadar denize giriyorum...
Subscribe to:
Posts (Atom)






